← Press
Click! 19 · Röportaj / Interview · Nisan / April 2026
Mutluluk Mekânları / Places of Happiness

NOVOS Studio Kurucu Ortakları Mert Üçer ve Hande Ciğerli

Mert Üçer ve Hande Ciğerli

NOVOS, kamusal hafıza, bağlam ve mekânsal deneyim üzerine odaklanan projeleriyle farklı ölçeklerde üretim yapan genç bir mimarlık pratiği olarak öne çıkıyor. Yeniden işlevlendirme projelerinden kurumsal iç mekânlara uzanan çalışmalarında, mevcut yapılarla diyalog kuran ve kullanıcı deneyimini merkeze alan bir yaklaşım benimsiyor. NOVOS ekibiyle, Taş Mektep ve Moda İskelesi gibi dönüşüm projelerinde geliştirdikleri tasarım stratejilerini, Akbank İzmir Özel Bankacılık projesinin çıkış noktalarını ve kullanıcı deneyimini şekillendiren “mutluluk mekânları” fikrini konuştuk.

2021’de İstanbul’da kurulan genç bir ofis olarak, kısa sürede hem kamusal hem de özel projelere imza attınız. NOVOS’un tasarım pratiğini nasıl tanımlarsınız?

NOVOS’un tasarım pratiğini, farklı ölçeklerde ve bağlamlarda üretim yapabilen, araştırma temelli ve katmanlı bir yaklaşım olarak tanımlayabiliriz. Projeye her zaman bulunduğu yerin fiziksel, kültürel ve tarihsel bağlamını anlamaya çalışarak başlıyoruz. Bu bağlam, tasarımın yalnızca bir referansı değil, aynı zamanda üretim sürecinin aktif bir bileşeni oluyor.

Bizim için mimarlık, sadece yeni bir yapı üretmek değil; mevcut olanı okumak, dönüştürmek ve yeniden anlamlandırmakla ilgili. Bu nedenle hem yeni yapıları hem de yeniden işlevlendirme projelerini, aynı kavramsal zeminde ele alıyoruz. Tasarım sürecini, düşünce ile üretimin iç içe geçtiği bir alan olarak tanımlıyoruz.

Taş Mektep ve Moda İskelesi gibi yeniden işlevlendirme projelerinde eski-yeni dengesini nasıl kuruyorsunuz? Kamusal kullanımı teşvik etmek için ne tür stratejiler geliştiriyorsunuz?

Yeniden işlevlendirme projelerinde bizim için en önemli mesele, yapının mevcut karakterini görünür kılmak ve onunla rekabet etmeyen bir müdahale dili kurmak. “Eski”yi taklit eden ya da tamamen silen bir yaklaşım yerine, onunla diyalog kuran bir tasarım dili benimsiyoruz.

Bu projelerde kamusal kullanımı teşvik etmek için mekânsal geçirgenlik, erişilebilirlik ve esneklik önemli araçlar. Yapının yalnızca belirli kullanıcı gruplarına değil, farklı yaş ve ilgi gruplarına açık olmasını önemsiyoruz. Açık alanlarla kurulan ilişkiler, yarı kamusal eşikler ve program çeşitliliği bu anlamda belirleyici oluyor. Aynı zamanda, kullanıcıların mekânı zaman içinde sahiplenmesine izin veren, fazla tanımlı olmayan ama potansiyel barındıran alanlar üretmeye çalışıyoruz.

NOVOS’un pratiğinde “hafıza” ve “bağlamla diyalog” belirgin kavramlar. İzmir Konak gibi katmanlı bir kentsel dokuda konumlanan Akbank İzmir Özel Bankacılık projesinde, çevredeki meydan ve kentsel boşluk tasarım kararlarınızı nasıl yönlendirdi?

İzmir Konak, güçlü bir kentsel hafızaya ve farklı dönemlerin üst üste geldiği bir yapıya sahip. Böyle bir alanda iç mekân tasarlarken, çevresindeki kamusal boşluklarla ve tarihi kilise ile ilişkili bir kurgu geliştirmeye çalıştık. Cumhuriyet Meydanı ve çevresindeki açık alanların sürekliliği, projede iç mekânın organizasyonunu da etkiledi. Mekânı kapalı ve izole bir sistem olarak değil, kentsel akışın bir uzantısı olarak ele aldık. Bu nedenle giriş kurgusu, görsel süreklilikler ve mekânsal derinlik, tasarımın önemli bileşenleri oldu.

Hafıza kavramını ise doğrudan biçimsel bir referans olarak değil; mekânsal organizasyon, ışık kullanımı ve boşluk kurgusu üzerinden yeniden yorumladık.

Projenin ana referansını antik Pompeii konutlarındaki atriyum tipolojisinin oluşturduğunu belirtiyorsunuz. Bu tarihsel mekânsal kurgunun hangi niteliklerini temel aldınız?

Pompeii konutlarındaki atriyum tipolojisini doğrudan yeniden üretmek yerine, onun mekânsal ilkelerini günümüz koşullarında yeniden yorumlamayı amaçladık. Atriyumun merkezî bir boşluk olarak mekânı organize etmesi, farklı işlevleri bir araya getiren bir odak oluşturması bizim için önemliydi. Aynı zamanda ışığın mekâna giriş biçimi, iç-dış ilişkisini tanımlayan yarı açık kurgular ve dolaşımın bu merkez etrafında şekillenmesi, projede referans aldığımız temel niteliklerdi. Bu yaklaşım, özel bankacılık gibi genellikle daha kapalı ve kontrollü kurgulanan bir programı, daha geçirgen, davetkâr ve mekânsal olarak zengin bir deneyime dönüştürmemizi sağladı.

Akbank İzmir Özel Bankacılık projesinde ASPEN ile yürüttüğünüz iş birliğinden bahsedebilir misiniz? Malzeme seçimlerini hangi tasarım kriterleri, kullanıcı ihtiyaçları ve kurumsal talepler doğrultusunda şekillendirdiniz?

ASPEN ile yürüttüğümüz iş birliği, tasarımın erken aşamalarından itibaren birlikte üretme üzerine kurulu bir süreçti. Malzeme seçimlerinde yalnızca estetik değil; akustik performans, dayanıklılık, bakım kolaylığı ve uygulama esnekliği gibi kriterleri birlikte değerlendirdik.

Kurumsal kimliğin temsil dilini yansıtan ve farklı mekân tiplerinin ihtiyaçlarına adapte olabilen modüler ve esnek çözümler, bu iş birliğinin temel kazanımlarından biri olarak öne çıktı.

Click! bu sayısında “Mutluluk Mekânları” temasına odaklanıyor. Sizin tasarımlarınızda kullanıcı mutluluğu nasıl bir rol oynuyor?

Kullanıcı mutluluğunu, doğrudan tanımlanabilir bir hedeften çok, tasarımın doğal bir sonucu olarak görüyoruz. Bir mekânın iyi hissettirmesi; ışık, ölçek, malzeme, ses ve dolaşım gibi birçok bileşenin birlikte çalışmasıyla ortaya çıkıyor.

Bizim için önemli olan, kullanıcıya kendini rahat hissedebileceği, keşfedebileceği ve zaman geçirebileceği bir ortam sunmak. Bu da çoğu zaman aşırı tanımlı ve katı mekânlar yerine, daha esnek ve farklı kullanımlara açık kurgular üretmek anlamına geliyor.

Kendi mutluluk mekânlarınızdan birkaçını okurlarımızla paylaşabilir misiniz?

Bizim için mutluluk mekânları genellikle gündelik hayatın içinde, beklenmedik anlarda karşımıza çıkan yerler oluyor. İstanbul’da denizle kurulan ilişki, özellikle iskeleler ve kıyı hatları bu anlamda çok kıymetli.

Bunun yanında, tarihsel katmanların hissedildiği ama aynı zamanda yaşayan kamusal alanlar -örneğin küçük meydanlar, avlular ya da yarı açık geçiş mekânları- bizim için ilham verici. Kişisel ölçekte ise, iyi ışık alan ve odaklanmaya izin veren çalışma mekânları da bizim için önemli birer “mutluluk mekânı”.